İlham Verenler

Doç. Dr. Fatma Nihan Cankara

Prof. Dr. R. Kazım Türker Genç Farmakolog Teşvik Ödülünün Sahibi Doç. Dr. Fatma Nihan Cankara ile Kariyer Röportajı

04 Ocak 2023
Prof. Dr. R. Kazım Türker Genç Farmakolog Teşvik Ödülünün Sahibi  Doç. Dr. Fatma Nihan Cankara ile Kariyer Röportajı

GENEL BAKIŞ

İdealist bir insanın yaşamı boyunca öğrendiği her şey hayatının şekillenmesinde önemli bir rol oynar. Bu süreç içinde başarıya ulaşmak için azim, kararlılık, motivasyon, sabır ve merak bizlerin en çok ihtiyaç duyduğu özellikler. Doç. Dr. Fatma Nihan Cankara kariyeri boyunca edindiği tecrübeleri anlatıyor.

  1. İlk olarak kendinizi biraz tanıtır mısınız?

1984 yılında Isparta’da doğdum. İlkokul, Ortaokul ve Lise eğitimimi Isparta’da tamamladım ve lisans eğitimimi Ege Üniversitesi’nde aldıktan sonra tekrar memleketim Isparta’ya döndüm. Yüksek Lisans ve Doktoramı Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı’nda tamamladım ve 2017 yılında aynı Ana Bilim Dalı’na öğretim üyesi olarak atandım. 2022 yılı Ocak ayında ise Doçentlik unvanı almaya hak kazandım. Akademiye adım attığım günden bu yana 28 makale yayınladım ve bu yayınlar 200’den fazla atıf almıştır. Uzmanlaştığım alan ise nörodejeneratif bir hastalık olan Parkinson Hastalığı. Bu hastalığın erken tanısına yönelik biyobelirteçler, hastalığın moleküler mekanizmalarının aydınlatılması ve bu mekanizmalara uygun olarak yeni ilaç hedefleri bulmak için çalışıyorum.

  1. “Prof. Dr. R. Kazım Türker Genç Farmakolog Teşvik Ödülü”ne layık görüldünüz. Bu ödülün sizin için anlamı ne oldu?

2006 yılında kaybettiğimiz ve farmakoloji camiasının duayen hocalarından biri olan Prof. Dr. R. Kazım Türker’in anısına verilen ve isminin yaşatıldığı bir ödül olan “Prof. Dr. R. Kazım Türker Genç Farmakolog Teşvik Ödülü”nün sahibi olmak gerçekten gurur verici. Hissettiğim mutluluk bir yana üniversiteme böylesine değerli bir ödülü kazandırmak beni ayrıca gururlandırdı. Çünkü bu ödüle giden yolda yaptığım çalışmaları Süleyman Demirel Üniversitesi çatısı altında ve üniversitemin sağlamış olduğu imkanlar ile gerçekleştirdim.

  1. Bu ödülü hangi çalışmalarınız sayesinde elde ettiniz? Ayrıca ödül hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Bu ödül her sene bir farmakoloğa veriliyor. Ancak başvuru yapabilmek için öncelikle adayın Türk Farmakoloji Derneği’nin belirlemiş olduğu asgari başvuru kriterlerini sağlanması gerekiyor. Süreç bununla da kalmayıp başvuran adaylar, jüri değerlendirme sürecine tabi tutuluyor ve jüri kararı ile ödülü kazanan farmakolog belirleniyor. Her sene Mart ayında gerçekleştirilen Prof. Dr. Alaeddin Akcasu Farmakoloji Eğitiminde Kuşaklararası Bilimsel Etkileşme Sempozyumu kapsamında yapılan tören ile ödülü kazanan farmakolog açıklanarak ödülü kendisine takdim ediliyor. Bu ödülü şu ana kadar yapmış olduğum tüm çalışmalarım sayesinde almış olduğumu söyleyebilirim.

Akademik hayatımız boyunca bir ödüle ulaşmak için çalışmıyoruz elbette. Ödülleri bir amaç olarak görmüyoruz. Çabalarımızın, emeklerimizin, fikirlerimizin sonucunda alınan bu tür ödüllerin değeri ve önemi oldukça büyük. Ancak R. Kazım Türker Genç Farmakolog Teşvik Ödülü’nün ayrı bir önemi var.

 

  1. Akademisyenlik hayali sizde nasıl gelişti ve bu süreçte zorluklar yaşadınız mı, ikilemlerde kaldınız mı?

Akademisyenlik aslında benim için bir hayalden ziyade bir hedefti. Bilime olan merakım, araştırmaya olan yatkınlığım ve lisansta edinmiş olduğum teorik ve pratik eğitim altyapısı nedeniyle akademisyenliğin idealist karakterime ve sahip olduğum yeteneklerime oldukça uygun olduğunu düşündüm. Bunun yanı sıra bir akademisyenin birincil görevi eğitimdir. Yani bilgi ve tecrübelerinizi aktararak öğrenci yetiştirmek. Lisanstaki hocalarımı dinlerken onların ders anlatırken ne kadar keyif aldıklarını gördükçe onlara olan hayranlığım daha da arttı ve bir gün ben de onların yerinde olabilecek miyim diye düşünmeye başladım. Bu nedenle akademiye yönelmeye karar verdim.

Elbette akademinin zorlukları var. Ben akademiyi engebeli ve zorlu bir yol olarak görüyorum. Birçok zorlukla da karşılaştım ancak önemli olan bu zorlukları aşarak hedefinize odaklanmanız. Bazen yaşadığım zorluklar karşısında ikilemde kaldığım zamanlar da oldu tabii ki ancak herkes taşıyabileceği kadar yükün sahibidir. Bu nedenle ikilemde kaldığım zamanlarda hiçbir şeyin ya da hiç kimsenin sizi baş koyduğunuz ve emek verdiğiniz bu yoldan alıkoyamayacağını düşünmek bile bazen yeterli olabiliyor.

  1. Yaşadığınız zorluklar karşısında sizi motive eden etkenler nelerdi?

Ailemin bu konudaki rolü oldukça büyük. Bana her konuda çok destek oldular. Yüksek Lisansa başladığımda ablam Prof. Dr. Neslihan YÜZBAŞIOĞLU da Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı’nda Doktora yapıyordu. Akademi ile ilgili birçok şeyi ondan öğrenerek başladım. Hala kendisinin bana olan desteği devam eder. Bir diğer motivasyon kaynağım ise gece gündüz demeden benimle birlikte laboratuvarda emek veren ve öğrenmek için çaba ve zaman harcayan lisansüstü öğrencilerim. Onların gözlerindeki heyecanı ve bilgiye olan açlığı gördükçe benim de motivasyonum katlanarak artıyor.

Zorluklar karşısında sizi dimdik tutan ise kişinin öz motivasyonudur. Bu zorlukların aşılmasında gereken sabra, çözüm üretme yeteneğine ya da B planlarına sahip değilseniz kimse sizin için mucizeler yaratamaz. Önemli olan sorunlar ya da zorluklar ile mücadele için çözümleri bulabiliyor ve bunları yürütebiliyor olmanız.

  1. Şu anki mevcut çalışmalarınız ve hedefleriniz nelerdir?

Uzmanlaştığım alan olan Parkinson Hastalığı ile ilgili çalışmalarım devam etmekte. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenen bir projeyi yürütüyorum. Hollanda Groningen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arjan KORTHOLT ve SDÜ Tıp Fakültesi Nöroloji ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serpil DEMİRCİ ile birlikte yürüttüğümüz insanlar üzerinde gerçekleştirilen bir projemiz devam ediyor. Ayrıca dünyanın farklı üniversitelerinden araştırmacıların bir araya gelerek kaleme aldığı yine aynı alanda gerçekleşecek olan büyük çapta bir projemizin de başvurusu gerçekleşti. Sonuçlanmasını bekliyoruz. Asıl hedefimiz bu hastalığın erken safhalarda teşhisi için yeni biyobelirteçler keşfederek gelecek nesilleri bu hastalıktan korumak ve Parkinson Hastalarının tedavisi için yerli ve milli ilaç keşfini gerçekleştirmek. Tüm çabamız bu yönde.

  1. Son olarak; mevcut öğrencilerimize, mezunlarımıza ve aday öğrencilerimize ne önerirsiniz. Başarıya ulaşmak için nasıl bir yol izlemelerini tavsiye edersiniz?

Daha önce de ifade ettiğim gibi başarıya ulaşan yolda idealist karakter, azim, kararlılık, motivasyon, sabır ve merak bizlerin en çok ihtiyaç duyduğu özellikler. Yeni bilgiler öğrenmeye açık olmak ve mevcut bilgiyi kullanabilmek gerekiyor. Bir akademisyenin mesai kavramının olmadığını da hatırlamak gerekiyor. Bizler zamandan ve mekandan bağımsız bir şekilde işimizi yapıyoruz. Bazen gece geç saatlere kadar ya da hafta sonları bile laboratuvarda çalışmanız gerekebiliyor. Zamandan bağımsız olmak ile kastettiğim bu. Yani sabah 8 akşam 5 mesaisi gibi bir durum bizler için geçerli değil. Mekandan bağımsızlık ile ilgili ifade etmek istediğim nokta da bir akademisyenin bilgisayarı tatile bile gitse her zaman onunla birliktedir. Hatta bir cafede bizleri makale ya da proje yazarken bulmanız mümkün. Bunun için illaki ofisimizde olmamız gerekmiyor. Bilgiye ulaşabileceğimiz her yer bizim için ofis sayılabiliyor. Tüm yaşamınızı mesleğinize göre ayarlamanız gerekiyor.

Akademiye adım atmak isteyenler için şunu söyleyebilirim mesleğinizi hayatınızın merkezine yerleştirmeyi, kendinize ve ailenize ayıracağınız vakitten feragat etmeyi kabul ediyor ve göze alıyorsanız hiç düşünmeyin. Çünkü akademisyen olmak gerçekten bir özveri ve fedakârlık gerektiriyor.

Lisans dönemindeki öğrenciler için ise şunları söyleyebilirim. ‘Bizim zamanımızda’ diye başlayan cümlelerden o yaşlarda bizler de sıkılırdık ama sanırım bunu söyleme vakti bana da gelmiş. Ben lisansta iken üniversite hayatı bittikten sonra meslek hayatına geçiş ile ilgili hazırlıklarımız 3. ve 4. Sınıfta başlardı. Yaz aylarında alanımız ile ilgili gönüllü stajlara, eğitimlere ya da kurslara katılır kendimize CV oluşturmak için çaba harcardık. ALES ve Dil sınavlarına katılır yüksek lisans başvuruları için puanları elde ederek kendimizi mezuniyet sonrasına hazırlıklı hale getirirdik. Ancak şu anki şartlara bakılırsa bizim sarf ettiğimiz çabalara daha erken sınıflarda başlamak gerekiyor. Çünkü dijitalleşme ile birlikte daha yarışmalı bir süreç başladı. Artık aklınıza gelebilecek her türlü sertifika eğitimine online olarak oturduğunuz yerden ulaşmak mümkün ve artık bu eğitimleri herkes alabiliyor. Yani herkes alanıyla ilgili gerekli sertifikalara kolayca sahip olabiliyor. Dolayısıyla rakiplerinizden bir adım öne geçmek çok daha zorlaştı ve bunun için daha fazla şey yapmanız gerekiyor. Evet üniversite hayatı gerçekten insanın hayatında önemli bir yere sahip ve bir daha geri gelmiyor ancak bu tatlı zamanı boş geçirmek yerine öğrencilerin hem kariyer anlamında hem de kişisel olarak kendilerini geliştirerek mezuniyet sonrasına kendilerini hazırlamalarını tavsiye ederim.

 

Güncelleme Tarihi: 04.01.2023
Okunma Sayısı: 481
Yayınlayan:
Bu İçeriği Paylaş!