Çevreye Zarar Veren Besinlerin Tüketimi Sürdürülebilir Beslenmeyi Negatif Yönde Etkiliyor

Akademik Köşe’nin bu haftaki bölümünde, “Güncel Konularda Sürdürülebilir Beslenme” konusu ele alındı. Bilim TV ekranında Radyo Programcısı Murat Kasap’ın sorularını yanıtlayan Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Araştırma Görevlisi Hatice Baygut, sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme hakkında bilgiler verdi.

Beslenmeyi; sağlığımızı korumak ve iyi halin devamını sağlamak için vücudumuzun gerekli makro ve mikro besin ögelerinin yeterli, dengeli ve zamanında alınması olarak gerçekleştirilen eylemler olarak tanımlayan Arş. Gör. Baygut, “Sağlıklı beslenme için “sabah”, “öğle”, “akşam” olmak üzere üç ana öğün; bu öğünlerin arasına serpiştirilmiş doygun olmayan ama sağlıklı atıştırmalık şeklinde tüketebileceğimiz üç ara öğün ile günü tamamlamalıyız.” dedi.

“Kral gibi kahvaltı yapın, fakir gibi akşam yemeği yiyin” sözünün doğruluğunu vurgulayan Arş. Gör. Baygut,  beslenmenin belli ritüellere göre değil de yaşam tarzının da göz önünde bulundurularak düzenlenmesi gerektiğini kaydetti. “Bulunabilirlik”, “ulaşılabilirlik”, “tedarik kararlılığı” ve “gıdanın yenilebilirliği” gibi faktörlerin yeterli tüketimi engellediğini ifade eden Baygut, beslenme sisteminin temelini oluşturan beşeri ve doğal kaynakların yanı sıra teknolojik altyapı, politikalar, ekonomi, eğitim, sosyo-kültürel eğilimler ve araştırmaların da tüketimi sağlayıp sağlamaması hususunda önem arz ettiğini belirtti.

Dünya Sağlık Örgütünün 2017 yılında yayınladığı Küresel Beslenme Raporu hakkında bilgi veren Arş. Gör. Baygut, “Rapora göre, dünya genelinde 2 milyar yetişkin aşırı kilolu veya obez, 41 milyon çocuk fazla kilolu, 115 çocuk bodur, 52 milyon çocuk zayıf. Bunlar tamamen besinlere ulaşamamaktan ya da doğru beslenme uygulamalarının sağlanmamasından kaynaklanıyor. Gizli açlık, vitamin ve mineral eksikliği gibi mevcut durumlar da var. Şuan tarımla alakalı 12 ila 14 milyar arası insanın tüketimi için yeterli besin üretebiliyoruz. 850 milyon insan yani sekizde biri de kronik açlık çekmekte. Belki üretim- istihdam alanları var ama ne kadarını üretebiliyoruz.” dedi.

Beslenme rehberlerini katılımcılarla paylaşan Arş. Gör. Baygut, beslenme ve diyetetik anabilim dalında 1962 yılında eğitimin başladığını ve 1975 yılında da Hacettepe Üniversitesi ile Gıda Bilimleri Enstitüsü tarafından “beş yapraklı yonca” olarak bilinen yani “et ve et ürünleri”, “süt ve süt ürünleri”, “sebze-meyve”, “tahıllar” ve “yağlar” gurubunu kapsayan sağlıklı beslenme rehberi hazırlandığını söyledi. Türkiye’ye özgü ilk beslenme rehberinin ise 2004 yılında çıkartıldığını kaydeden Baygut, 2010 yılında çıkarılan ve Türkiye’deki beslenme durumunun özeti olan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması ile 2015 yılında çıkartılan Türkiye Beslenme Rehberinden bahsetti. Baygut, “Türk toplumunun gereksinimleri, yaşa, cinsiyete ve önemli hastalıklara göre alması gereken mikrobesin ögeleri, vitamin ve mineralleri, bu rehberler eşliğinde ne kadar dengeli beslenebileceğimizi ayarlayabiliriz.” diye konuştu.

“Yetersiz beslenme”, “öğün atlama”, “sağlıksız besinlerin tüketiminin artması”, “tek bir ürünü mucizevi besin sayarak aşırı tüketme ve toksik etki yaratacak kadar alınması”nın yapılan en büyük hatalardan olduğunu ifade eden Baygut, “Mesela üç tarafı denizlerle kaplı bir ülkede yaşıyoruz. Fakat balık yağı tüketimi oldukça fazla. Halbuki yeterli ve dengeli balık tüketimi ile bu gereksinimi karşılayabiliriz. Ek bir desteğe ihtiyacımız yok.” dedi.

Sağlığın sürdürebilmesi ile birlikte çevrenin korunmasının da çok önemli olduğunun altını çizen Baygut, bu noktada sürdürülebilir beslenmenin önem arz ettiğini belirterek doğaya, çevreye yük olarak fazla zarar veren besinlerin tüketiminin artmasının sürdürebilir beslenmeyi negatif yönde etkilediğini vurguladı.

Sürdürülebilir beslenmenin ilk olarak 1986 yılında tanımlandığını belirten Baygut, “Sadece sağlığın sürdürülmesi değil aynı zamanda tarımsal sistemlerin de devamlılığının sağlanması olarak belirtilmiştir. Bu kuşaklar için besin ve beslenme güvenliğini, sağlıklı yaşama katkıda bulunan çevresel etkileri, düşük beslenme modeli olarak tanımlamakta, gezegenin devamlılığı için önem taşıdığını ifade eder. FAO 2010 yılında sürdürülebilir diyeti; biyolojik çeşitliliğe, ekosisteme, koruyucu-saygılı, kültürel olarak kabul edilebilir, ulaşılabilir, ekonomik, satın alınabilir ve beslenme açısından güvenilir diyetler olarak tanımlamıştır. Sadece sağlık, uygun fiyatlı ve kaliteli besine kolay ulaşım değil, besin kalitesi ve besinin üretildiği çevrenin de yetiştirildiği toprağa bağlı olarak belli bir kalitede olması gerekmekte. Bu üretimin kalitesi ekonomik yükü daha da azaltacak, ulaşılabilirliği artıracaktır. Kendi ortamında yetişen besinler daha sağlıklı ve çevreye daha az zararlı olacaktır.” dedi.

Güncelleme Tarihi: 12.02.2021
Okunma Sayısı: 554
Yayınlayan: Kurumsal İletişim Merkezi
Bu İçeriği Paylaş!